BAĞLANTILARIM
Google

• 20/5/2009 - ÜZGÜNÜM(((

Kategori: BAKIS


     Bir güzel insanımız daha melek olmayı tercih etti.Onu ilk tanıdığımda hastalığımın teşhisi yeni konmuştu ve ben nasıl davranacağımı,nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilmiyordum.birilerinin tavsiyesi ve benim araştırmalarım bana onu işaret etti,randevu aldım ve gittim.Muyenehane denemeyecek,değişik,ilginç,güzel bir odaya girdim,her tarafta türk motifleri ile süslü objeler,muhteşem oyalar,yemeniler,bir kaç yerde nefis işlemeleri olan testiler ve yerde türk motifli kilimler vardı.O kadar ilgimi çekmişti ki,onun içeri girdiğini bile farketmedim inanın.Ve kapıdan odadan da güzel,bir o kadar sade bir yaratık girdi.Odanın havası değişti sanki girişi ile,öyle bir enerjisi vardı bu güzel meleğin.O zamanlar henüz şimdiki gibi yaptıkları ile bilinen biri değildi,yolunun başında güzel mi güzel bir doktordu işte.Ama insan olmanın bütün özelliklerini taşıyan bir doktor.Benimle uzun uzun sohbet etti,ne sordu isem benim anlayacağım bir şekilde,hiç büyütmeden,sanki bir konu üzerinde iki dost sohbet eder gibi anlattı,aydınlattı,bütün röntgenlerime,tahlillerime,biopsilerime tek tek,uzun uzun baktı,nelerin yapıldığını,eksik bir şeylerin olup olmadığını araştırdı.Kendimi öyle rahatlamış ve iyi hissettim ki yanında,o uzun ve sancılı süreç bitti gibi oldu:))Ofisinden ayrılırken kırk yıllık dost gibi yanaklarından öptüm,o da beni öptü,sekreterine ücreti vermeye kalktığımda ise yanımıza gelip gerek olmadığını söyledi.Ama olmaz dedim,o kadar zamanınızı aldım...Bana onun hastası olmadığımı,sadece fikir almak,aydınlanmak için geldiğimi,bu yüzden de hiç bir borcumun olmadığını söyledi.Ben onun sayesinde iyi doktorların da var olduğunu,insan olanın her meslekte,yaptığı her şeyi,insanı öne çıkararak yapacağına inandım.Sonraki yıllarda gazetelerde Cüzzamla alakalı başarılarını,hastalarını nasıl motive ettiğini okudukça,etrafımda bulunanlara''işte bu yalan haber değil,o gerçekten de böyle biri''dedim hep.Bir daha hiç yolumuz kesişmedi ama ben onu hep yüreğimin bir yerinde sakladım.Daha sonraları da herkesin bildiği konulardaki başarıları süsledi gazete yapraklarını,her elini uzattığı konu onun başarısı olarak geçti tarihine.....
     Ve bu güzel kadını,bu güzel insanı bu gün yolcu ettik.Allah yolunu açık etsin.Umarım orada karşılaşır ve tekrar sohbet etme imkanını buluruz diliyorum.Onun ölümüne değil,(o acılarından kurtuldu)onsuz kalışımıza üzüldüm..............



Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 8/1/2009 - YOLU YARILAYAN KADINLAR

Kategori: BAKIS

ALINTI

Yolu yarılayan kadın sevgisinde ve öfkesinde cömerttir.
Onunla olan erkeğin her şeye hazır olması gerekir.
Yaş otuz beş yolun yarısı eder, deyince şair, yolu yarılayan kadınlar gelir aklıma..
Ne aradığını yada ne aramadığını bilen kadındır.
Aşkı sevdayı mutlaka tatmış olanlar..
Bu nedenle onları yüzeysel duygularla kandırmak mümkün değildir.
Aslında aşkında aşksızlığın da kokusu, bu kadınlara sizden önce gelir.
Ömrünün diğer yarısını kendini geliştirmeye adayacağından bilinçleri doruğa yükselir.
Akıl ve bedenle girdiği ortama renk ve ışık verir.
Yolu yarılayan kadınlarla kolay ve zor bir hayat iç içedir. Sevgisinde de öfkesinde de cömerttir.
Evet anlamına gelen kadınsı hayırlarla kapris yapılmayacağını çoktan öğrenmiştir.
Erkeğin ne ardından gelir nede ilerisinde olmak için didinir. Yan yana can cana duruşlar tercihidir.
Bazen bir anne şefkati bazen bir aslan kükremesi ile şaşkınlığa çevirir.
Onunla birlikte olması gereken erkeğin her şeye hazır olması gerekir.
Yolu yarılayan kadınlar duygularını yaşamasını bilirler.
Kalbi kırıldıysa ağlar, ağlayışının sebebi erkeğin ona sunacağı sevgi değildir.
Mutluysa kahkahalar atar, sebebi dikkat çekmek değildir.
Seviyorsa da kıskanır, kıskanç oluşunun sebebi kendine güvensizlik değildir. Üzgünse omuz arar, destek istemesi çaresizliğinden değildir.
Suskunsa sebebi vardır. Kendi haline bırakılması gerekir.
Yolu yarılayan kadınların hissiyatı kuvvetlidir. Aldatıldığını sezgilerini kullanarak gün ışığına çıkarır.Veda vakti geldi demenize bile gerek yoktur.
O verdiğiniz mesajı çoktan anlayıp, kendi yolunu tutmuştur. Her gidişi kadını daha kadınlaştırır.
Gidenin ardından bakacak kadar hayatın uzun olmadığını anlamıştır.
VE GİZEM BİR KADINA EN ÇOK BU YAŞLARDA YAKIŞIR. . .




Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/1/2009 - MUTLU YILLAR...(herkese)

Kategori: BAKIS

Belki bu yıl çok şeye kızdın...delirdin...kırdın...
Belki kendinden ödün verdin...savaştın...tek kaldın...
Belki aşık oldun...belki sevildin...
Belki terk edildin...
Belki çok para kaybettin...
Belki işinden oldun....
Belki;ne yapıyorum ben yaa;cümlesini ard arda kurdun...
Her ne yaptıysan yaptın...
BİTTİ....
Bu çok güzel bir yıl olsun tamam mı?
Buna sen de gayret et...
Çıkardığın dersleri unutma...
Gülmekten yanakların çatlasın...
Paranı koyacak cüzdan bulama...
Bankalar ''yatırım''hesabın için telefonlarda kalsın...
Sağlık bedeninden aksın....
Aşk kalbini patlatsın:))
Başarıların dillerde dolaşsın...
Yastığa koyduğun kafanda''huzur'a''daha fazla yer kalsın...
Bunu bu yıl da unutma...
Her şeyde öte bir tek ''sen''varsın....
MUTLU YILLAR.....



Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/1/2009 - MUTLU YILLAR

Kategori: BAKIS
 Evet,bu sene ertelemeyelim kendimizi,yapmadığımız ne varsa artık yapma zamanı diyelim ve başlayalım.Hiç bir gün bir daha geri dönmüyor ve her giden sene bizim için artık yok.Bu gün yarın derken o kadar erteledik ki kendimizi,artık yeter diyelim,hatırlayalım ki;bizde bu dünyadayız ve kendimize ait de sorumluluklarımız var.Yaratan bizi sadece yatıp,kalkıp,yeyip,işe gidip,çocuk büyütmek için yaratmadı,kendimiz için de sorumluluklarımız var ve ertelediğimiz her şey birer kayıp.Bu sene bizim yılımız olsun.Böyle diliyorum:)))OLSUN......


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 10/12/2008 - 30 GÜNDE GÜNLÜK MUCİZELER - 1

Kategori: BAKIS

Küresel Mucize Projesi

 

Jennifer Hoffman
Uriel Heals

 

1 nci Gün—Mucize Listeniz

 

Mucizenin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Lotoyu kazanmak mı? Zor bir durumdan kurtarılmak mı? Çaresizce paraya gereksiniminiz olduğunda sokakta yirmi dolar bulmak mı?

 

Bu şeylerin her biri, bir arzunun tezahürüdür ve mucizenin sadece bir parçasıdırlar.

 

Bir mucize lotoyu kazanmadan, kurtarılmadan veya para bulmadan önce gerçekleşen şeydir. Çünkü inandığımızın tersine mucizenin sonuç ile herhangi bir ilişkisi yoktur.

 

Bunun yerine, mucize tam ona gereksinimimiz olduğunda, sonucu yaratma yeteneğimiz ile ilgilidir. Kendi yaratıcı gücümüze iman, güven ve inanç eksikliğimizi teslim etme, istediğimiz şey için niyet oluşturma ve onu birlikte – yaratmak için Evren ile birlikte çalışma istekliliğimiz ile ilgilidir. Evren’i yardıma çağırdığımız ve onun bize yardım edeceğine tamamen güvendiğimiz an, mucizelerin gerçekleştiği andır.

 
Mucize gerçekte, kim olduğumuzun ve kendi realitemizde neleri yaratmaya muktedir olduğumuzun algısını değiştirdiğimiz anda gerçekleşir. Birçok şeye mucize gözüyle bakarız, ama onlar sadece yaratıcı gücümüzün tezahürleridir.

 

Bir mucize istediğimize karar verdiğimizde ve onu yaratma gücümüzü kabul etmeye istekli olduğumuzda, bu mucizedir. Daha sonra gerçekleşen şey sadece ayrıntıdır.

 

Çoğu zaman mucizeler yaratmayız, çünkü mucizelerin bizim başımıza gelebileceğine inanmayız. Veya isteriz ve tam bir şeyler gerçekleşecekken, Evren’in bizi işitmediğini veya işittiğini ama yanıtlamaya istekli olmadığını düşünürüz. Sabırlı olmak bazen mucize dersimizin bir parçasıdır.

   
Ev ödevi: Yaşamınızda yaratmak istediğiniz en azından 1 adet mucize listesi yaratın, 5 ten fazla olmasın. Listenizi yaratmak için takip edeceğiniz bazı bilgiler:

 
YAPINIZ:

 

Ne kadar görkemli olduğunu düşünmenize bakmaksızın, arzu ettiğiniz şeyi isteyin. Mucizeler kalbinizden gelir ve eğer kalbiniz bir şeyi arzu ediyorsa, o sizin için doğru olmalıdır.


Sınırlamalar ve beklentiler olmadan isteyin, Evren’in istediğiniz her neyse yerine getireceğini bilin, ama istediğiniz şeye beklentiler eklerseniz veya sizin için mümkün olabilen şeyi sınırlarsanız, bunları yerine getirmez. Şükranla ve teşekkür ederek isteyin. Evren, isteklerimizi söyler söylemez, isteklerimiz üzerinde çalışmaya başlar, öyleyse sadece isteyin ve aldığınız şey için minnettar olun. Zamanla tezahür edecektir.

Umut ettiğiniz zaman çerçevesinde olmasa bile, alacağınızı bilerek isteyin. Evrensel zamanlama her zaman yaşamlarımızda iş başındadır ve kendi kişisel zaman çizelgemiz ile her zaman senkronize değildir.  


Doğru yolda olduğunuzun onayını isteyin. Mucizenizin size geldiğinin – imanınızı kaybetmeden – ve onu alacağınızın onayını her zaman isteyebilirsiniz.


BUNLARI YAPMAYINIZ:


Para istemeyin. Evren enerji ile çalışır ve para sadece enerjinin bir tezahürüdür. Eğer yeni bir arabaya gereksiniminiz varsa, yeni bir araba isteyin, eğer yeni bir ev istiyorsanız, yeni bir ev isteyin ve bunların nasıl ödeneceğine üzülmeyin. Buna üzülmek, seçeneklerinizi sınırlamaktır. Başkaları için istemeyin. Bu sizin yaşamınız, sizin mucizeleriniz ve sizin istediğiniz şey. Başkaları kendi mucizelerini istemeyi öğrenmelidir ve nasıl görünürse görünsün onların yaşamları tam şimdi mükemmeldir. Ve kendi yaşamınızdaki çalışmaya koyduğunuz enerjinin üssel olarak arttığını ve yaşamınızın her parçasına ve etrafınızdaki insanlara yayıldığını hatırlayın. Onlar – hazır oldukları zaman – sizin yaptığınız değişimlerden yararlanacaktır.

 

Mucizelerinize zaman çizelgeleri koyun. Onlar ilahi zamanlama ile ve tüm durumlar doğru olduğunda gerçekleşir. Bazen mucizeleri beklemek zorunda kalırız, çünkü Evren, başka bir şey istediğimiz noktaya ulaşmamızı beklemektedir.

 



Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/11/2008 - HOŞGELDİN..

Kategori: BAKIS

Photobucket

jora

     Sevgili blogcuğum,işte benim tüm boş zamanlarımı dolduran ve sana ayırdığım vakitten çalan torunum:)))Tanısan ne kadar da severdin,torun sevgisi başka olur derlerdi de anlayamazdım,doğruymuş,bu süper bişey arkadaşlar.JORA'mız kızımın doğum gününde ona hediyem olarak katıldı bizim ailemize ve geldiği andan itibaren ben,baran ve ceren ve jora sevgi pıtırcıkları gibi geziyoruz evde,bir birimizin kucağında bir öbürümüzün:))7 kiloydu geldiğinde,iki haftada 12 kilo oldu zillim.Evet JORA'yı takdimimdir.:))


Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 10/11/2008 - Bu da Bir Başka Yorum:((

Kategori: BAKIS

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Star'da katıldığı canlı yayında 'Mustafa' filmini yapan Can Dündar'a büyük tepki gösterdi ve filmin derhal vizyondan kaldırılmasını istedi.

Star TV'de ekrana gelen Ruhat Mengi'nin sunduğu 'Her Açıdan' programına konuk olan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Can Dündar'ın büyük tartışmalara yol açan 'Mustafa' filmine sert eleştirilerde bulundu.

Can Dündar'ın Batı gizli servislerinin Atatürk'ün altını oyma planına alet olduğunu ifade eden Öztürk, filmin de derhal vizyondan kaldırılması gerektiğini belirtti.

Yaşar Nuri Öztürk, "Burada bütün milli vicdana hakaret var. Sinsi bir biçimde, Batı gizli servislerinin taktiklerini andırır bir taktikle Atatürk'ün altını oyuyor. Bunu benim idâre-i kelam etmemi mi bekliyorsunuz? Çok ayıp bir şeydir yapılan ve bunun derhal vizyondan kaldırılması lazım. Bunu oynatan sinemaları da ben itham ederim. Buna destek verenleri de itham ederim. Televizyonuyla, basınıyla, şusuyla, busuyla... Burada BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) projesinin ve AB, ABD birlikteliğinin yok etmek istediği Atatürk'ün bu yok edilişinde sinsi bir oyun oynanıyor ve bu arkadaş buna alet olmuş" şeklinde konuştu.

Ruhat Mengi, Can Dündar'ın Hürriyet'ten Ayşe Arman ile yaptığı röportajda pişman olduğu yönündeki ifadelerini hatırlatınca Yaşar Nuri Öztürk, "O da bir taktik. Kaldırsın o zaman vizyondan, özür dilesin" dedi.



Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/11/2008 - Çok Yazık..

Kategori: BAKIS

29 Ekim'de Can Dündar'ın "Mustafa" isimli filmine gitme gafletinde bulundum. Dündar filminde büyük bir mucizeden bahsediyor…
Özetlersek, filme göre, Mustafa denen bu kişi;

Birkaç sefer özenle altı çizildiği üzere karı-kız düşkünü, bir oturuşta mutlaka bir büyük rakı içen, bugün karşılaşsanız, eline bir psikiyatrın kart vizitini tutuşturup "aman bir an evvel bu numaradan bir randevu al kendine" dedirtecek derecede vahim kişilik bozukluklarına sahip, çok zengin bir kadın için sevgilisini terk edip onun intiharına neden olan, çocukken yediği bir dayak üzerine yıllarca içinde bitmek bilmeyen bir kini biriktirip, sırf bu sebeple ülkeyi laiklikle buluşturarak, modern eğitimi başlatarak, dini eğitim veren kurumda yediği dayağın öcünü alan birisi…

Sadece bu kadar mı sandınız? Elbette hayır! Cephedeki cesaretine bir kez olsun değinilmeyen Mustafa'nın geceleri karanlıkta uyuyamadığını
öğreniyoruz… İçinde sürekli bir korku ve tatminsizlik hissi taşıyor.
Cumhurbaşkanı olup da artık hiçbir şey yapmadan boş boş oturmaya başlayan bu adamın iç sıkıntısı daha da büyüyor. Öyle ki tek tesellisi çalgılı, içkili sefa âlemleri. Yapayalnız kaldığı dünyasında hasta ruhuna gitgide teslim oluyor. Çok mutsuz, hem de çok…

Film, Mustafa'nın "dinsiz" olduğunu vurgulamak üzerine kurgulanmış. Kurtuluş savaşını desteklerini alabilmek için dindar kesimleri ve kurumları kandırmış, sonra işi bitince de onların ipini çekmiş. "Dinin afyon etkisi" üzerine söyledikleri filmde sık sık yer alırken, Ramazan ayında içmediği, Kur'an tercümesi yapan özel bir görevli yardımıyla dini anlamaya çalıştığı ve malum çevrelerin sıkı adamı Nevzat Yalçıntaş'ın ortaya çıkardığı üzere Hz. Muhammed'in mezarını yıkmak isteyen Suudiler'e "orduları gönderirim, ayağınızı denk alın" mealinde bir telgraf yollayarak mezarı yıkılmaktan kurtardığı, vb. birçok bilgi seyirciden özenle saklanmış.

Kurtuluş savaşı harita üzerinden ve birkaç basit sahneyle "oldu da bitti maşallah" tadında kestirme yoldan anlatılmış. İnsanda, tüm milli direnişin ve çarpışmaların kısacık bir sürede tamamlandığı ve memleketin kolayca kurtulduğu hissi uyanıyor.
Zaaflarla dolu zayıf karakterine ve acı dolu anılarına tutunarak sürüklediği ömrünün en sıkıntı verici son döneminde ise Mustafa "beni hatırlayın!" diyor. Hatırlanmaya değmeyeceğinin kendisi bile farkında olmalı ki, unutulmaktan ölesiye korkuyor…

Film, sürekli not tutmak suretiyle tekrar tekrar izlenir ve derin yapısını çözmeyi amaçlayan bir gözle incelenirse, yukarıda yazdığımdan çok daha fazla Mustafa aleyhtarı unsur kolaylıkla listelenebilir. Aktardıklarım, bir çırpınışta aklıma gelebilenlerden ibarettir.

Dündar filminde büyük bir mucizeden bahsediyor… Çünkü Dündar'ın Mustafa'sı, bırakın çeşitli devletlerce işgâl edilmiş bir ülkeyi düşmandan temizleyipyeni bir ülke kurmayı, bir sürüye çobanlık yapmayı bile beceremeyecek bir adam. Ancak nasıl oluyorsa Türkiye'yi kuruyor! Yani film bir mucizeyi anlatıyor… Oysa ki savaşlar ve şehitler kan kırmızısıdır. Yepyeni bir devletin kuruluşu ve bir ulusun şahlanışı buz gibi gerçektir. Mucizeler ise ancak masallarda anlatılır.*

Yazdığı ve yönettiği masalla Can Dündar, görevini ifşa etmiştir. Misyonu tamamlanmış bir görevli olarak kesinlikle eserini bir masal kitabı olarak da yayınlamalı ve hak ettiği Nobel ödülünü almalıdır!*
Ancak ben Mustafa'yı tanımıyorum…
Sadece Mustafa Kemal bilirim ki kendisine Atatürk denir.
O da bizim gibi etten kemiktendir lâkin bedeni çürüyüp gitmişse de ruhu bizimledir.

İnsan olduğu için hatalar yapmıştır fakat hatalarıyla doğrularını iki ayrı kefeye koyup da hakikâti göremiyorsak, içimizdeki vicdanın terazisine yazıklar olsun!
Benim gibi düşünenlere, "Atatürk'ü putlaştırmayın, O'nu da herkes gibi doğrularıyla yanlışlarıyla tartışalım" diye saldıracak olan aydınımsılara cevabım önceden hazırdır; "İyi niyetinize bir saniye olsun inanabilseydim, kapımı açar sizi beklerdim…"

http://groups.yahoo.com/group/Kuvayi_Milliye_Cephesi/

     Arkadaşlar bu filme bende gitme gafletinde bulunanlardanım,Atatürk'ü tanımadığım için de değil inanın,saçma sapan küfürler üzerine kurulmuş,Türk milletini yozlaştırmak ve kültür şokuna sokmak için yapılan bir takım adına film dedikleri şeylerden daha çok seyirciyi hak etsin,etsin de,insanlarımızın güzel şeylere hala,inadına değer verdikleri görülsün istediğim için..Gittim,gittim ve sanki ihanet etmişim gibi bir duygu ile,çocuğumun yanlış anlamış olabileceği korkusu ile,çıkar çıkmaz hemen ilk önce o çirkin etiketleri (Atatürk hakkındaki)kafasından atsın diye uğraştım.Benim o filme(bu arada yıllardır sinemaya gitmemiş biri olarak gittim bu filme)gitme nedenlerimin başında Atatürk kadar Can Dündar adını görmem  vardı.İhanete uğramış gibiyim arkadaşlar.Ve ihanete ortak edilmiş gibiyim.Bir şekilde güzel bir oyuna geldim.Ve herkesin de sırf bu film tavan yapsın diye gideceğini biliyorum,böylece o çirkin oyunun ikinci perdesi de kurulmuş olacak.Böylece yanımıza aldığımız Atatürk'ünü tanısın istediğimiz çocuklarımızı Can efendiden sonra bizde zehirlemiş olacağız.Can dündar bu filmi belgelerle yaptığını söylüyordu geçen akşam bir programda,sormak isterdim,filmdeki karalamalar belgeler ile değil,tamamen arkadan konuşan sesin ağzından dökülüyordu.Ve yine aynı programda kullandığı bazı sözler için de pişmanlık belirtiyordu,Can beyin''hay allah,düşünemedim''!!!dediği sözler ise en vurucuları nedense,en aşağılayıcıları Atatürk'ü,
     Neden herkes dönek bu ülkede........



Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/11/2008 - :)))

Kategori: BAKIS

Teşekkür...

 

Işık hızıyla tahliyemi sağlayan yargı mensuplarına...

Beni 3 avukat savunurken, çocuk için avukat tutmayan

SHÇEK yetkililerine...

 

“İntihar etmeyi düşünüyorum” diyen çocuk için

“Psikolojisinde bozulma yok” diyen

İstanbul Adli Tıp Kurumu’na ve

Adalet Bakanı’na...

 

Çoluk - çocuk sahibi olduğu halde

sessiz kalarak benden yana tavır koyan

Sağlık Bakanı’na...

 

Kadının saçının teli görünecek diye

ortalığı birbirine katarken

benim olayda kıllarını kıpırdatmayan

din kardeşlerime...

 

Türban için İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderken

bu olayı görmezden gelen

First Lady’ye...

 

“Din tüccarı yazar” olduğum için

benden desteğini esirgemeyen

F - Tipi medya organlarına...

 

Toplumsal sorumluluğu

“Ermeni ve Kürt sorunuyla” sınırlı yazar ve aydınlara..

 

Beni almaya geldiğinde

gururlu şekilde sırıtan eşime...

 

Teşekkürü borç bilirim...

*************

Hüseyin Süzmez

**************

 Gülhan Elmas eliyle gönderilen “teşekkür” ilanıdır...

**************

MELIH ASIK- MILLIYET

 



Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/10/2008 - Ne Doğrarsan Aşına...

Kategori: BAKIS

   Birkaç gün önce tv. ve gazetelerde kız çocuklarının evlenme yaşının 17’den 14’e düşürüleceği,çocuklarda gönüllü!!cinsel ilişki yaşının 15’ten 14’e indirilmesi,eşe tecavüzde ceza indirimi yapılması gibi alt başlıkları içeren kanun değişikliği istendiğini duyduğumda mide bulantısı ile birlikte bir anda Hüseyin efendinin kurtarılması çabalarını fark etmiştim.Ve evet gördüğümüz gibi salıverildi.Arkadaşlar Allah rızası için,birileri bir pisliğin pisliklerini halının altına süpürmek için kanun değiştirebilir hale geldi ülkemizde...hala mı duracağız???ve bununla uğraşırken sevgili devletimiz,birkaç doktorumuz rapor vermişler’’ruh sağlığı bozulmamıştır diye’’ve henüz kanun çıkaramadan bu rapora dayanarak çıktı Hüseyin efendimiz.Analar birkaç kuruş için evlatlarını peşkeş çeker olmuş,birileri de olur olmaz,uyar uymaz demeden o küçücük kızların üzerinde iğrenç emellerini hayata geçirmiş ve devletimiz ‘’ruh sağlığı yerinde’’deyip mağdur olan için,bunu yapanı alkışlamış.Yanlışlıkla içeri almış,sonra yanlışlığını fark etmiş ve salıvermiş,o da bir kuş kadar özgür ve rahat uçmuş gitmiş…

     Nereye gidiyoruz,farkındamıyız??O anneye kızamıyorum biliyormusun sevgili blog’um,bir kilo nohuda ülkesini satan anaların,yavaş yavaş dilenciliğe alışan,alıştırılan,bundan çıkar uman devletin,iş değil sadaka veren,bunu da bir oy için,sadece bir oy için yapan devletin,çalışan beyinlerinin bir şekilde çelmelendiği,hatta çalışmaması için elden gelen her şeyin yapıldığı bir ülkenin anaları da böyle oluyor işte.

     Keşke o beyinler o nohudu verip  aldıkları,almayı umdukları o oylarla ülkeleri için çalışsalardı,değil mi,buna yarasaydı hiç değilse,benim ülkemde halk genel olarak fakir ve cahildir,hani şimdilik böyle yapıp oylarını alayım da başa geldiğimde onlara hem iş,hem bilgi sağlayıp,ülkem insanını olması gereken yere getireyim deseler,hiç değilse kendi ceplerini doldururlarken memleketlerine bu iyiliği de yapsalardı,yapabilselerdi.Eminim milletçe yaptıkları yolsuzlukları bile görmezden gelirdik.Alışmışız ya her gelenin önce kendi cebini düşünmesine,vallahi bunu hoş görürdük,derdik ki ‘’feda olsun o kadarı da’’.

     Susa susa nerelere geldik,insanlık ileriye göre programlanmış olmalı değil mi?Biz geri gidiyoruz!!Ve hala…SUSUYORUZ.

 



Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->